Not: Bu yazı taslak olarak blog’umda kayıtlı olarak duruyordu bir aydan fazladır. Akşam akşam deriiiin derin bazı şeyleri düşündükten sonra, ve insanların hakkımda ne düşüneceğini umursamayacak raddede bunalım ve asap bozukluğu esnasında karar verdim yayınlanmasına. Süper bir yazı olmamasına rağmen bende uyandırdığı anılarla draft olarak kalması haksızlık olacaktı.
Uzun zamandır yazmak için böylesine bir heves duymamıştım. İlham perim maldivlerdeki tatilinden döndü galiba… Yıllar sonra. İstifra eder gibi yazdım aşağıdaki yazıyı.
Yalnız şunu belirtmeliyim ki bu yazı bazılarına anlamsız gelebilir. Doğaldır. Vampire the Masquerade oyunumun senaryosunu rötuşlarken aklıma geldi, ve arkaplanda önce Radiohead – Street Spirit, sonra da PJ Harvey – The Mess We’re In çalıyordu.
Sıra sıra evler, sanki hepsi üzerime eğiliyor. Gece… Karanlık… Kapkara pencerelere bakıyorum. Bir umut… Belki birinde bir ışık yanar, bir perde aralanır. Sokağın ortasında yüzüstü yatıyorum. Dolunayın ışığında fark edilmem çok zor olmasa gerek.
Sürünerek birkaç metre ilerleyebilsem, belki bir kapıya ulaşabilsem… Ama hayır. Ölümün soğuk elleri, bacaklarımdaki canı çoktan çekip almış, göğsüme dokunuyor. Titriyorum… Üşüyorum… Ruhum vücudumdan çıkmamak için direniyor.
Korkuyorum. Ama neden? Korkmamam gerekirdi. Yıllarca bana öğretilen bu değil miydi? İnançlı insan ölümden korkmaz. Şu anda gözlerimi kapayıp, kendimi ölüm meleğinin kollarına bırakmam gerekirdi. Peki, o zaman neden tırnaklarımla asfaltı kazıyarak, canla başla uğraşıyorum hayatta kalmak için? Ah bir çığlık atabilsem.
Hayır! Hayır… Korkacak bir şey yok. Ölüm korkacak bir şey değil. Acının sonu, yeni bir başlangıç. Bu kırılmış, lime lime olmuş bedenden bir kurtuluş.
Dua etmeliyim… Evet, yapılacak şey bu. O kabusu unutabilmenin tek yolu bu. Tanrı acımı hafifletecektir. Tanrı beni kurtaracaktır.
Şeytan! Beni yolumdan saptıramazsın!
Lanet olsun! Beni bu sokaklara getiren de bu kendimi beğenmişliğimdi. Tanrım koru beni. Yıllarca şeytana meydan okudum, sonunda karşıma çıktı. O şey… Bana saldıran… Şeytanın kendisinden başkası olamazdı. Ama yo… İnandığım her şeye aykırı bu. O şeytan olamaz. Aklımı koru rabbim, neydi o öyle?
Ah salak kafam! Gecenin bu saatinde o eve girmenin alemi neydi. Ne kadar aptalca bir hareket! Zifiri karanlık hole daha adımımı atmadan biliyordum bunun farklı olacağını. Yıllardır yaptığım işlerin hiçbirine benzemiyordu.
Tanrım! Ya o hala buralardaysa? Can havliyle epeyce koştum ama, o panikle ne kadar uzaklaşmış olabilirim ki, buraya yığılmadan ne kadar kaçmış olabilirim? Bir sırt üstü dönüp bakabilsem…
Haydi… Son bir gayret… Ölmeden önce son bir kez gökyüzünü görmek istiyorum. Son bir dua, tanrımın kudretine bakarak…
Kendimi zorluyorum. Sırt üstü dönüyorum. Muazzam bir acı… Gözlerim kararıyor. Fısıldıyorum:
“Rabbim al canımı kurtar beni.”
Öldüm mü yoksa? Hayır daha değil… Yıldızları görüyorum… Ama önümde bir karaltı var sanki? O da ne? Ah şükürler olsun biri beni buldu! Kurtuldum! Elimde olsam boynuna sarılırdım şimdi. Ama… Elinde bir bıçak var. Ama gülümsüyor? Hayal mi görüyorum? Neden kendi bileğini kesiyor bu adam?
“Henüz zamanın değilmiş Peder. Rabbinle arana girersem kusuruma bakmazsın değil mi?”
3 Yorumlar
Hassiktir! Oha! Abi aşmışsın. Hani bu yazıyı yayınlamaya neden çekinmiş olabilirsin diye düşünüyorum, nazar falan değmesin diye istemiş olabilirsin sonucuna varıyorum. Söyleyeceğim şudur dostum: Kesinlikle çekinme, yaz… Daha çok yaz… Şahsen bu bir romanın herhangi bir sayfasıydı desen inanır, üstüne hangi roman lan bu diye deliye dönmüş bir şekilde sorardım. Hatta bu ilerde yazıp yayınlayacağın ilk yerli vampir romanın arka kapağındaki tanıtıcı yazı olsun. Cidden çok beğendim lan. 2 kere okuduktan sonra yorum yapıyorum. Saat geç olmasa bir kaç kere daha okurdum. Harika…
Bu arada bu hafta çok verimli geçti lan. Sen edebi, ben içerik, Fatih de mizahi yazılarla baharın getirdiği blogsal coşku havasından mümkün olduğunca yararlanmış olduk. Devamı gelsin lan. Süper oldu böyle valla… Hatta Candemer’in şiirini de unutmamak lazım. Beğendim onu da.
Aman tanrım bu bir sataniissst!!! Kış kış kış
( Bkz: Ali Emre’nin kabusu )
anam anam anamm ali cosmusun hacım ne diyeyim keep up the good work
One Trackback/Pingback
[...] Mayısının üzerinden ne kadar vakit geçmiş… Bir anlık gazla yazıverdiğim “Gurur” parçasının devamını yazmaya epey niyetliydim. Beğenilme endişesine lanet olsun. Kısmet [...]